Yayındaki Parça

Yayındaki Parça

Yayındaki Sanatçı

Yayındaki Program

Nonstop Keyfi

01:00 24:00

Yayındaki Program

Nonstop Keyfi

01:00 24:00

Background

DOĞMUŞUM

Tarafından yazılmıştırAçık 12 Ağustos 2022

 

DOĞMUŞUM

         “O” sabah takvimler bir haziranı gösteriyormuş, doğmuşum, yaz başıymış… 

                Ankara’dan ayazlar çekileli, sobalar söneli ve yeni doğan da sisli günler biteli daha bir ay olmuş. Anam kuru yere ateş yakmış, babam yazlık bir sinemada iki lira yevmiye ile işe başlamış…

Yeni doğanda başlayan doğum serüvenim, Gökçen Efe mahallesinde geçen bir çocuklukla devam ederken, Babür caddesinde top oynayan, ele avuca sığmayan fırtınalı bir ergenliğin daha başlarıymış, Siteler Yıldız’a devrederken bütün gençliğimi… Aralarda kısa bir dönem Ulubey’li ve Sungurlulu bir şehirli olarak çocukluğum hep hüzünlerle devretmiş yeni yıllara…

Ne zaman Cüneyt Arkın ve Kartal Tibet filmlerini seyretsem, hikayelerin içindeki o yenilmez  kahraman ben oluyordum hep ve öyle de oldu. 

                Seksen birli yıllarda şimdiki dışkapı anahtarcılar çarşısının olduğu yerde adı Nur olan bir sinemanın hemen yanı başında Pınarbaşı the-kwon-do spor salonu vardı, vakit kaybetmeden kaydımı yaptırıp, bedenimi eğitmeye başladım. Antrenmanlardan sonra dünyayı kurtaran Süpermen oluyordum kimi zaman, kimi zaman da tek kollu Wank-Yu ve ne enteresandır ki her defasında sıkı bir dayak yiyerek spor salonunun yolunu tutuyordum, kendime biraz daha kızarak…

           Yıllar hayatımı rüzgar gibi oradan oraya atıp duruyordu, bütün gençliğim parça parça hatıralar içerisinde büyüyor ve bir ekmeğin ne zor kazanıldığının öğretileriyle ağır ağır geçiyordu… Canımın acımadığı hiçbir yılı hatırlamıyorum ve Ankara’da üşümediğim hiçbir yazı…

“Meslek sahibi olursun hiç değilse” diyordu babam , Aydınlıkevler Ticaret Meslek Lisesine yazdırırken ve gözlerinden pınar gibi yaşlar süzülürken “ben okuyamadım bari sen oku oğlum” diyordu… 

                Duygusal bir adamdı babam, tam bir hayat adamı. Dağlarda koyun otlatarak geçen çocukluk ve hiç yaşanılmamış bir gençlik dönemi vardı, sonrası  Ankara halinde hamallık, yazlık sinemalarda biletçi, ışıkçı, inşaatlarda amele, su kamyonlarında “suuuuu” diye bağıran sucu hamal… 

                Hayat onu hiç güldürmemişti, söylediğine göre doğumum ilk tebessümlü günüymüş, hani yazmış, hani haziranmış, Allah’tan kış değilmiş. Babam ah babam yıllar bir tren gibi üstünden geçerken emeklilik öncesi tam yirmi beş yıllını da Ankara Şehirler arası otobüs terminalinde taksi şoförlüğü yaparak geçirmiş…

Anam ah benim elleri daim kınalı güzel anam, onu nasıl anlatayım ki… 

                Mekap ayakkabıları vardı bir de Esem sporlar, hiç unutmam bir lira daha ucuz alabilmek için günlerce ayakkabı dükkanlarını birlikte gezmiştik… 

                Sonunda almıştık bir mekap ayakkabı, hayli pahalıydı, en azından bütçemize göre… 

                Çamurlar içinde eve döndüğüm ilk gün ne köteklemişti, hala dün gibi unutamam. O haklıydı zor kazanılıyordu, cefakar kadındı anam, bir koca tencere yemeğin tuzu az diye babam ortalığı dağıtıp, saçlarından asıldığında dahi evin direğiydi yani kadın olmak yoklukta daha bir zordu…

                İlk duayı bir gaz lambasının puslu aydınlığında anamdan öğrenmiştim ve yine ilk kuzu kurt masalını da… 

                 Bir ameliyatım sonrasında iyileşmem için Allah’a yakarışın manevi gücünü  ilk anamda fark etmiş, yerin, göğün ve her şeyin bir yaratıcısı olduğunu da ilk anamdan öğrenmiştim…

  Çocukluk ve sözde gençlik yıllarım lokantalarda, büfelerde, oto garlarda geldi geçti sonra Ankara’nın bütün cadde ve sokaklarında. Birde bütün rüyalarımda simit satan, gazoz satan, ayakkabı boyayan o film yıldızı sevimli yumurcak Ayşeciğin kardeşi de bendim.

                 Kış günlerini ne kadar hayatımdan çıkartırsam çıkartayım ben haziranlarda hep üşürüm ve Ağustoslarda buz keser sonra Aralıklarda darma duman olur, Ocakla birlikte yine donar bütün hayallerim. 

                  Annem kardeşim Dilek’le ip atlatır çocukluğumun Şubatlarında, “birazdan babanız kömür getirecek hadi biraz daha ip atlayın” sözleri hala yüreğimde, ne zaman haziran gelse, ben hep kışımdır yani biraz Ocak, biraz Şubat ve birazda Martımdır gelmeyecek kömürün düşünü kurarak, cılız bedenlerimizi ısıtmaya çalıştığımız yılların hazin hatıralarında…

                  “O” sabah takvimler bir haziranı gösteriyormuş, doğmuşum, yaz başıymış… 

                  Ankara’dan ayazlar çekileli, sobalar söneli ve yeni doğan da sisli günler biteli daha bir ay olmuş. Anam kuru yere ateş yakmış, babam yazlık bir sinemada iki lira yevmiye ile işe başlamış…

                   Ne zaman çocukluğunuz deseler ve ne zaman gençlik yıllarınız deseler durur kalırım, sormayın ne olur çember çeviremediğim, beş on tane renkli misket alamadığım ve bir simidin gevrekliğinde yaşayamadığım çocukluğumu, gençliğimi… Ne olur sormayın, on altı yaşında tutulduğum kara sevdanın akıbetini ve siyah beyaz yıllarımın kahramanlarını ne olur sormayın… Ben bisiklet kiralardım hep, freni olmayan bisikletleri sonra düşer dizlerimi kanatırdım, bir kamyonun sırtından aşağı atardım karpuzları on liralık bir sineme keyfi için ve Ayhan Işık ölürdü bir haziran sonrası, bende ölürdüm, bende donardım bir haziran ortası, sonrası…

                   Sonrası olmayan yıllarımı ne olur durup durup sormayın, “O” sabah takvimler bir haziranı gösteriyormuş, doğmuşum, yaz başıymış… Hepsi bu…


Dinleyici Görüşleri

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak Gerekli Alanlar * İşaretlenmiştir



Okumaya Devam Et

casino