AŞKIN YOLLARINDA


 

AŞKIN YOLLARINDA


Yalana uzuyor gece ve ben yalnızlığımın koynunda üşüyorum…

Baş altı yalanlar kanıyor aynı yastıkta ve gün geceye küsmüş doğmuyor ıssız kaldırımlarda. Hangi kalemi getirsem şu sarkan bataklığıma bir kurtuluş çizemez. 

Aritmetik sınıfta kalanlara gülüyor. Çarpım tabloları gönül tartılarında fedakârlıkları hesaplıyor ve sonuç hep eksi veriyor. Feda ettiklerimiz ihanetten payına düşen ne varsa ziyadesiyle ağırlanıyor hain bakışlarda…

Gönlümü söndürüyorum aşkın kül tablasında. Umutlarımı öldürüyorum sevda yokuşlarında. Sonra bir seyire düşüyorum mezarlıklar ardında. Korkudan ödümde patlasa açıyorum gözlerimi ve küllerime üflüyorum. 

Gece günü kovalıyor kaldırımlarda ama aldırmıyor vurmasına karanlığın gün ve incinen ne varsa aydınlığa dönmüyor yüzlerini. Bir yığın karanlık işte… Öyle ki boyuna kadar batmış çaresizliğin pis gömüklüğüne…

Yanan geceler kardeşlik türkülerinin içinden süzülüp geliyor veda anlarına sonra oturup ağlıyorsun kardeş kalışına. Oysaki sen ebedi aşk olmak istemiştin gözlerinde. Bir daha dünyaya gelsen yine onu severdin…

Kabuk döküyor bütün yaralarım ve yine yara oluyor ve yine kanıyor sol yanım. Hiçbir söz kar etmiyor “yardan” başka. “O” yar ki bir bakışıyla bütün kanamaları durdurur. “O” yar ki kabuk bağlayan bütün yaraları unutturur ve sonra susturur acıları, dindirir bütün ağrıları. Bir bakışı ömrü alır, ömür yeniden doğar sonsuz yıllara. Fakat bakmaz o yar deva bulmayan yaralarıma…

Şimdi aşkın çocukları olabilseydik hiç açmamış gönül bahçemizde ve şen çocuklarımız olsaydı doyasıya koşan, bağrışan… Ve sen kadınım olsaydın yanı başımdan hiç ayrılmayan, benden asla ayrışmayan…

İşte sonsuz bir gece başladı. Gönül ırmağımdan akıp gidiyor acı yıllar. Ve en çok neye üzülüyorum biliyor musun? Son bir umudum bile yok “gelirsin” diye. Son bir kez ellerimi tutarsın diye... Yok, işte manolyam, yok işte senden bir dokunuş, bir konuş, oturup sabahtan akşama ağlayım…

Yalanlarına umut diye asılan yüreğim, bir metropolün ıssız kuytularında donmak üzere. Keşke gelebilseydin, keşke sonsuza kadar sevebilseydin. 

Harcı değil yaşamın susmak ama sen yinede bir kere sus emi… Cemaati ben bana yalnızlıklarda bir damla dahi gözyaşı dökme… Yıkarım ben gövdemi ve kılarım son ibadetimi…

Şimdi kara bir kurdele bırakıyorum taş kalbine. Unutma! Bu şehirde, bu ülkede her gün canlar kayıp gidiyor ve o canlar ki geleceğimiz günden ümitlerini hiç kesmiyorlar… 

Sen umutsuzluğun güzel perisi; yastığımın ucundan tut emi ve sonsuz olmak için sadece dua et… Seviyorum çok çünkü…